Üzerinde yaşadığımız “kutsal” vatanımızın kıymetini bir nebze olsun biliyorsak lütfen okuyalım,okutalım!

* * *

“Tarihi yapanlar ve yaşayanlar başka, yazanlar başkadır.” diye veciz bir söz vardır.Bu söz, bizim geçmişimiz için söylenmiş gibidir.Çünkü son Nebi’den (S.A.V.) bu yana O’nun kutlu ocağının çerağları hükmündeki kutsîlerin yetiştirdiği nice isimsiz kahraman var ki onlar, dünyanın dört bir yanına dağıldılar.Bulundukları her mevkide öyle prensipli hayat sürdüler ki,inandıkları değerleri yaşama ve yaşatma adına hep ukbâ eksenli oldular.Düstûrları vardı ve hayatlarını bu düstûrlara göre tanzim ettiler.Kendi hayatlarıyla birlikte yakınlarının ve sevdiklerinin hayatlarını da inandıkları davaya adadılar.İsim ve unvanlarını telâffuz etme ve ön plâna çıkarma hevesleri olmadı hiç.Onların, ancak ölümlerinden sonra insanlık adına bıraktıklarıboşluğun büyüklüğü fark edilince hayatları destanlaştı.Onlar,kendileri için destanlar yazılsın diye yaşamadılar elbette.Ama öyle bir hayat sürdüler ve ölüme öyle yürüdüler ki,ancak onları sürdüğü hayatlar destanların konusu olabilirdi.Şairin,

“Tarihe girersin de,bilinmez nedir ismin,

Tarihi yaparsın,gene efsanedir ismin.

Yoktur yerin üstünde,omuzlarda cenazen

Yoktur yerin altında bakıyyen bile bazen.

Kabrin,o da yok;varsa, kırık bir taşı yoktur

Naşın gibidir,gövdesi yoktur,başı yoktur.”

Mithat Cemal Kuntay

mısralarıyla anlattığı kahramanların destansı hikâyeleri Afrika’nın kuzeyinde,İber Yarımadası’nda,Çin’de,Horasan’da,Hindistan’da son yıllarda Amerika’da nesilden nesile anlatıldı,yazıldı.Bazılarını hikâyeleri ile birlikte duyduk,bazılarının da sadece ismini işittik.Ama bazıları da vardı ki,onlar hep meçhul olarak kaldı.Sayıları o kadar fazlaydı ki, onlar için “meçhuller kervanı,meçhul asker,meçhul kahramanlar” dedik sadece.Belki tek tek isimlerini bilemiyor,sadece genel bir isim verip geçiyoruz onlara ama, onlar da insandı.Ve onların da duyguları,tercihleri,beklentileri vardı.En önemli farkları,yaşatmak için yaşamanın yüzlerce binlerce misâlinden birini sergilemiş olmalarıydı.Üstelik içlerinde bu gâye ve gayreti biraz önce kendine kurşun sıkan düşmanını yaşatmak için göstermekten geri kalmayanlar bile vardı.Onlardan birini 1915′te Çanakkale Savaşı’nda Fransız birliklerine komuta eden General Guro şu sözleriyle anlatıyor:

“Bir sabah günün ilk ışıkları ile birlikte Türklerle süngü savaşına başlamıştık.Savaşta Türkler çok ama çok mâhirdi.Kendileri ile başa çıkmak imkânsızdı.Süngü muharebemiz,fasılalı şekilde akşam geç vakte kadar devam etti.Ortalık kararınca Türklerle anlaşma yaptık.Muharebe sahasında gezecek ve yaralılarımızı toplayacaktık.Bizim askerler, sedyelerle muharebe sahasına çıktıkları zaman ben de aralarına katılmıştım.Bir ara kucağındaki askerin yarasına gömleğinden yırttığı bez parçalarını bastıran bir Türk askerine rastladım.Akşamın karanlığında, değme bir ressamın fırçasından çıkmayacak bir tablo karşısında idim.Uzun müddet seyrettiğim bu tablodaki Türk askeri,kendi yaralarına yerden avuçla aldığı toprakları basıyordu…Kucağındaki yaralı için ise durmadan gömleğinden yırtmakla meşgul idi.Tercüman yardımı ile ona bazı sorular sordum:

-Niçin az önce öldürmek istediğin askere şimdi yardım ediyorsun?

Türk askeri,takati tükenmiş bir hâlde cevap verdi:

-Bu asker,yaralanınca yanıma düştü.Cebinden yaşlı bir kadın fotoğrafı çıkardı.Bir şeyler söyledi,anlamadım; ama herhalde annesi olacaktı.Benim ise kimsem yok.İstedim ki o kurtulsun,anasının yanına dönsün.”

General Guro’yu,sahilden Mehmet Çavuş âbidesinin önüne kadar getiren Türk gemisinin kaptanı Şefik Bey,bundan sonrasını bakın nasıl naklediyor:

“Bu sözlerden sonra Fransız Generali, etrafındakilere döndü ve âdeta bağırarak dedi ki:

-Efendiler! Kendi yarasına toprak bastırdığı hâlde kucağındaki yaralı için gömleğini yırtan bu asil askerin kucağındaki yaralı kimdi biliyor musunuz? Herkes susmuş,merak dolu nazarlarla emekli Fransız generaline bakıyordu.Guro, göz kenarlarında birikmiş olan yaşları,buruşuk derili elleri ile silerken; fısıltı hâlinde seslendi:

-Türk askerinin kucağındaki yaralı bir Fransız askeri idi efendiler! Bir Fransız askeri!…”

(Sızıntı Dergisinden alıntı yapılmıştır.)

ALLAH ONLARDAN RAZI OLSUN…

BU TOPRAK ÜZERİNDE NAMUSUMUZ VE ŞEREFİMİZLE YAŞAYABİLİYORSAK ONLARIN YİĞİTLİĞİ SAYESİNDEDİR.

BİZE BURADA DÜŞEN GÖREV NEDİR? ONLARI YÂD EDİP,ONLAR GİBİ YAŞAYABİLMEYE ÇALIŞMAKTIR.

ONLAR HER ŞEYİ VATAN UĞRUNDA FEDA ETTİLER.MADALYA,MAAŞ,ÖVÜNÜLME İÇİN YAPMADILAR.SADECE ALLAH RIZASI VE “GELECEKTEKİ TORUNLARIMIZIN BAŞLARI EĞİK OLMASIN” DİYEREK YAPTILAR.

Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âguşunu açmış duruyor Peygamber.
Mehmet Akif Ersoy

En içten sevgilerimle,

berceste