* * *
Onlar arkalarına bakmadan eğitimlerini yarıda bırakıp savaşa gitti.İstanbul Sultanisi’nin 50 yiğit öğrencisi Çanakkale Savaşı’nda vatan için canlarını verdi.
SON DERSLERİNİ CEPHEDE YAPTILAR
Yıl 1915.Harbiye Nâzırı Enver Paşa,Beyazıt Meydanı’ndaki Harbiye Nezareti’nin bahçesinde ünlü konuşmasını yapıyor :
“Vatan elden gidiyor,daha çok asker lazım!”
Bahçe hınca hınç dolu.İstanbul halkı orada,İstanbul Sultanisi’nin (lisesinin) elli öğrencisi de orada…Onlar gibi Darü’l Fünun öğrencileri ve tıbbiyeliler de meydanda.Herkesin için kan ağlamakta…Balkan faciasının da izleri taze üstelik.Meydandaki o 50 öğrenci,her vatan evladı gibi cepheye koşmak için can atmaktalar.Ancak bir kanun var:1909-1914 Askerî Mükellefiyet Kanunu.Kanuna göre Sultaniye öğrencileri askere alınamaz.
Ancak durum değişir,Çanakkale’de asker ihtiyacı doğar.Gönüllü olmak koşuluyla lise öğrencileri de askere kabul edilmeye başlanır.O 50 öğrenci soluğu cephede alır.İkinci tümen ihtiyatlarıyla birlikte oluşturulur.Tümenin başında Yarbay Hasan Bey vardır.Bu gencecik yiğitler,bu bıyığı yeni terlemiş gençler,gece yarısı cepheye intikal ederler.Başlarındaki Hasan Bey üstlerine, “Bunlar daha yeni geldiler,biraz cepheyi tanısınlar,sabah çatışmalara girsinler” der fakat dinletemez.Ne hazindir ki cepheye gittikten altı saat sonra şehit olurlar.General Liman Von Sanders’in yanlış savaş taktiği,sürekli taarruz istemesi,gençlerin erkenden ölmelerine sebep olur.
19 Mayıs saldırılarında Türk tarafında 10 bin kayıp (3 bin şehit,6 bin yaralı) olmasına karşın Anzaklarda ise 160 ölü,468 yaralı vardı.Anzakların o saldırıda makineli tüfeklerle attığı mermi sayısı 948 olarak tespit edildi.2.Tümen’in bazı alaylarının yer aldığı cephe uzunluğu 600 metre olup her 15 cm’ye bir asker düştüğü biliniyor.Her bir Türk askerine 95 adet mermi isabet etti.Bu saldırıda İstanbul Tıp Fakültesi’nden 100 öğrenciyle İstanbul Lisesi’nden 50 öğrenci şehit oldu.
İstanbul Lisesi (İstanbul Sultanisi) I.Dünya Savaşı’nın başlaması ile 1914 yılında,Karaköy’de bulunan Saint Benoit Fransız Lisesi binalarına nakledildi.Zira savaş halinde bulunulan Fransa’nın denetiminde bulunan okullar kapatılmış ve buralarda görev yapmakta olan çoğunluğu din görevlisi Fransız öğretmenler yurtdışına çıkarılmışlardı.Kapatılmış olan Fransız okulları da genellikle okul ya da hastane olarak kullanılmaktaydı.Çanakkale Savaşı’na gönüllü olarak katılan 50 İstanbul Sultanisi (İstanbul Lisesi) öğrencisinin şehit düştüğü haberi okula ulaşınca,geride kalan öğrenciler ağabeylerinin anısına okulun kapılarını ve pervazlarını matem rengi siyaha boyadılar.Böylece sarı-siyah okulun simgesi halini aldı.4 Ocak 1926 yılında Kemal Halim Gürgen’in girişimleriyle kurulan İstanbulspor da renklerini okulun renklerine borçlu.
Bu elli gencin ardına bakmadan cepheye gidişini o zamanki ruh’a bağlıyor Alptekin.
Halide Alptekin diyor ki :
( “Bir Çanakkale Destanı Şehadetname” adlı romanın yazarı)
“İnsanı insan yapan değerler manadır,inançtır,yüreğindeki değerlerdir.İnsanı eşref-i mahlukat (Yaratılmışların en şereflisi) yapan bu manevi yöndür.İnancı ve imanı eksik olan toplumlar zararda ve ziyandadır.Ama bunun tam tersi kutsal değerlere saygı gösteren,birbirini seven ve sayan toplumlar baki ayakta kalırlar.”diyen yazar Çanakkale ruhunun özünde de bu yüksek inancın yer aldığını hatırlatıyor.Alptekin’den günümüzdeki gençlikle Çanakkale’deki gençliği karşılaştırmasını istiyoruz.
“Dilerim aralarında çok uçurum olmaz.”diyerek sözlerine başlıyor Alptekin ve devam ediyor:
“Ben bir öğretmen gözüyle gidişatımızı her ne kadar beğenmiyorsam da diliyorum ve umuyorum ki Çanakkale ruhuna vâkıf gençlerin sayısı artsın.Veliler ve öğretmenler bu ruha sahip gençler yetiştirmek için çaba göstersinler.Çünkü buna çok ihtiyaç var.Onlar o ruha sahip olmasalardı,vatan,millet,bayrak,şeref,din,namus kavramlarını başlarına taç yapmasalardı,bugün burada ne siz ne de ben olamazdık.Onlar bütün hayal ve ideallerini geride bırakmışlardı.Çünkü onlar bir şeyin farkındaydı.Vatan bırakılamazdı.“
ÇANAKKALE CEPHESİ TAHSİLLİ ASKERLERİN BARINDIĞI SAVAŞTI
Muzaffer Albayrak(Başbakanlık arşiv uzmanı):
“Üniversite öğrencilerinin orduya katılmaları üzerine 1915 yılında üniversiteler eğitime ara vermek zorunda kalmışlardı.Çanakkale cephesi İstanbul’daki üniversitelerden gelen gençler sebebiyle okumuş, tahsilli çok sayıda askeri barındırıyordu.Çok kanlı savaşların yaşandığı ve düşmanın ancak ölümü hiçe sayarcasına yapılan müdafaa ve mukavemetle durdurulduğu bu cephede ne yazık ki çok kayıp verdik.Seve seve cepheye koşan bu tahsilli,aydın gençlerimizle üniversite öğrencilerimizden birçoğu ya şehit oldu ya da yaralı olarak savaştan kurtuldu.Savaşa katılan gençlerin tahsil durumu konusunda istatistikî bir bilgi vermek çok güç.Böyle bir çalışma yapılmadı sanıyorum.Ancak şunu tekrar vurgulamak gerekir ki; İstanbul’un kapısı sayılan Çanakkale’nin müdafaası için seferber olan İstanbul’daki üniversite gençliği ve İstanbullu aydınlar sayesinde Çanakkale cephesinin en iyi yetişmiş ve en tahsilli askerleri barındırdığını söylemek mümkündür.”
ŞİMDİKİ GENÇLER SAVAŞA DEĞİL MAÇA GİDER
Mehmed Niyazi(”Çanakkale Mahşeri” adlı romanın yazarı):
“O dönemde gençlerin arkalarına bakmadan savaşa gitmeleri aslında yetişmelerine bağlı.O dönemde savaşlar birbirini takip ediyor.Ayrıca basın da gençleri böyle bir ruha,yönelişe hazırlıyor.Kültürümüzde bu var şehit ya da gazi olmak.Eli silah tutan herkes savaşın yolunu tutuyor.Eli silah tutup da yan gelip yatan birini millet suçluyor,iyi gözle bakmıyor.İnsanlar,gençler böyle bir atmosfer içerisinde bulunuyor ve ona göre hareket ediyorlar.Ölüm var bunun ucunda diye düşünüp hareket etmiyorlar.O dönemde savaşa katılan gençlere baktığımız zaman her yelpazeden bireyler var.Sadece Darü’l Fünun’da değil tabii ki zira o zaman Darü’l Fünun öğrenci sayısı 2500.Hepsi gitse bile savaşan gençlerin baktığımızda az bir kısmı.Esas medrese öğrencileri savaşıyor.İstanbul’da bulunan medreselerden birçok genç Çanakkale’nin yolunu tutuyor ve savaşta şehit oluyor.O dönemde gençler böyle bir ruh ile yetişiyor.Şimdiki gençlerle mukayese bile edilemezler.O zaman ortamda böyle bir atmosfer vardı.Şimdiki gençlerin birçoğunun hayatında magazin var.O zamanlar gazi,şehit kültürü vardı,ecdada bağlılık vardı.Bunlar bizim kültürümüzden gittikçe -maksatlı veya maksatsız bilmiyorum-uzaklaşıyor.Şimdiki gençler savaştan çok maça gider herhalde.Fakat yine de çok haksızlık etmemek lazım.1974 Kıbrıs Harekatı zamanında şubelerin önü yine gönüllü kuyrukları ile doluydu.”
ŞİMDİ KALEMLE SAVAŞMA ZAMANI
Talha Uğurluel(Tarihçi):
“Çanakkale Savaşı düşmanın İstanbul’a yaklaşması açısından çok önemli.Eğer düşman İstanbul’a girerse her şeyi yağmalama,kadınların ırzına geçme gibi her türlü vaka yaşanacaktı.O dönemde herkes birbirine emanetti.Bu işlenmiş birçok gencin zihnine.Önce büyükler,sonra anneler,sonra evlatlar,en sonda çocuklar tutmuşlar savaşın yolunu.Biz küçüğüz,genciz diye bir anlayışları yok,sorumluluk onlara verilmiş bu inançla yetişmişler.Ciddi bir inanç var vatan söz konusu olduğu zaman.Şimdilerde biz tarih şuurunu veremiyoruz.Yavuz Sultan Selim,Kanuni Sultan Süleyman dediğimiz zaman şimdiki gençler için çok bir şey ifade etmiyor.Tarih şuuru olmayan biri niye canını versin ki.Bir fotoğrafta elinde tahta silahla Enver Paşa’nın önüne diz çöken 8 yaşındaki bir çocuk “şehit olan babamın intikamını almak istiyorum” diyor.Bu anlayış çekirdekten verilmiş.O dönemde üniversitelerden de gençler savaşa gidiyor;ama esas medreselerden,tekkelerden gidiyorlardı.Zengin fakir fark etmiyordu herkeste aynı şuur vardı.Çocuk anne-babadan dede ve nineden böyle bir model alıyor ve yaşıyordu.Vatan ve din denince her şey duruyordu.Bugünkü gibi maddeye tapmıyorlardı.Dün onlara silahla düşen vazife bugün eli kalem tutan gençlere düşüyor.”
(Zaman gazetesinden alınmıştır.)

No comments yet
Bu makale için yorumlar beslemesi