Her sabah gibi bu sabah da güneş onu geçememişti.Belli ki güneş yine uyuya kalmış onun üzerine doğamamıştı…

Seccadesini eline aldı ve pencereden dışarıya baktı.İnsanlar uykuda…ses yok…Nerede günün insanları “tık” yok.Sebebi gaflet ve bilenin bilmeyenle bir olmayışı…Cik cik serçeler,balıkçı martılar,kuruyemişçi güvercinler ve daha nice hayvanlar…hepsi uyanıktı…Sabahın ilk melodilerini oluşturuyorlar ve gaflet uykusunda olan insanlara sesleniyorlardı :

-Aklıyla övünen insan!? Hani neredesin?

Gülümsedi…Ki her canlıya gülümsemek gerekirdi.İnsan olmanın özelliklerindendi gülümsemek.Güneşe,kuşlara,kedilere,ağaçlara,gördüğü herşeye selam verdi :

-Selamünaleyküm! (Allah’ın selamı üzerinize olsun…)

Perdeyi çekti, içeri güneş girdi ve selamını aldı.

-Ve aleykümselam! (Allah’ın selamı senin de üzerine olsun…)

Buzdolabını açtı, görsen ne içler acısıydı(!)

Topu topu üç domates, iki salatalık, biraz zeytin ve peynir…işte hepsi bu kadar…

Yine tebessüm…

Kahvaltısına “Bismillah” diyerek başladı.Görünürde Halil İbrahim sofrasına benzemese de bu,kanaatkâr bir müslümanın sofrasıydı…

Düşünüyordu…bu yedikleri nasıl işlemlerden geçiyordu?! Neler neler vardı bu yediklerinin içinde…

O sadece yiyordu…gerisine karışmıyordu…içinde bir fabrika işliyordu âdeta…*

“Elhamdülillah” diyerek kahvaltısını bitirdi…bulaşıkları “Bismillah” diyerek yıkadı…Şimdi dışarıya çıkma ve günün ayetlerini okuma zamanıydı…onun için “Rab”binin ayetleri her yerdeydi.Onları keşfetmeli, kendini yenilemeliydi…yenilemek…ilerlemek…kendisine kendinden birşeyler katmak…Ki “iki günü birbirine eşit olan aldanmıştır”** diyen Peygamberin ümmetiydi…boş durabilmesi mümkün değildi…

Temiz ve düzgün bir şekilde giyindi…aynada şöyle bir kendisine baktı…”Maşallah” dedi.Gerçekten de bir tasarım harikasıydı.Kendisinin “yapmadığı” emaneten verilen bu beden için Allah’a şükretti.O mu güzeldi? Hayır…

Yaratan güzeldi…

“Bismillah” diyerek kapıdan çıktı.Sessizce dış kapının önüne geldi ki, komşularını düşündü…
(Kul hakkı çok önemliydi, o yüzden onları asla rahatsız etmemeliydi…hem hesap çetindi…biliyordu…aynı zamanda bu bir görgüydü…Zaten İslâm da görgülü olmayı, “ADAM” olmayı öğretmiyor muydu ???)

İlk adımlar dışarı…nefeslerse içeri…

-Ahh, şu havanın güzelliğine bak! Hamdolsun gören bir gözüm, kuşların cıvıltısını duyan bir kulağım, rüzgarın o hoş esintisini üzerinde hissettiğim tenim, çiçeklerin mis gibi kokusunu içime çekişim ve bütün bu olanlara karşı hayranlığımı onunla dile getirdiğim dilim…

Bunlar “gören bir göz” , “duyan bir kulak” , “hisseden bir kalp” , “düşünen bir beyin” için ne kadar da büyük bir nimet ve ne kadar da ibretli delillerdi..!

Her adımını hissederek yürümek…yere basıyorsun…yer kürenin üzerinde olmak…hâla yaşamak…akıllısı için gerçekten de ne güzel bir kıyak!

Önünden bir kedi geçiyor…”Normalde” çoğunun yaptığı gibi “Kedi canım!? Kedi işte!” demiyor, düşünüyor…merhamet… merhamet ve şefkat hisleri dolup taşıyor…bir yandan kediciği okşarken bir yandan da Allah’ı görüyor…Giz kedide değil!!! Merhametlilerin en merhametlisinde… (Erhamerrahimiyn)

Ona bu duyguyu verdiği için minnet duyguları dolup taşıyor.Coşku dolu bir nidayla :

 

-Sen ne büyüksün!!!

***

 

 

Havada güzel bir esinti…ilkbahar havası…doğa canlanıyor…herkes kendi işiyle meşgul…hayat her an var olduğu için (bununla birlikte kısa bir “AN” olduğu da unutulduğu için…) artık sıradandı işleyişler…işe gidiş-gelişler…eş-dostlar, muhabbetler…ve hayat… çekilmesi zorunlu olan şeylerdi sanki…

Halbuki “hayat belirtileri olan bir beyin için” her an güzeldi…

O, ayetleri aramaya çıkmıştı…nelere sahip olduğunu düşündü…gülümsedi…

Yola devam…

***

Kalem sustu.Şimdilik burada noktalansın…

Yazının devamı gelecek inşallah…

En içten sevgilerimle,

berceste


Açıklamalar :

 

* : Merak edenler için sindirim sistemi mucizesini aşağıdaki adresten indirip, faydalanabilirsiniz…
Sindirim Sistemi – 1.Bölüm
Sindirim Sistemi – 2.Bölüm

** (İbn Acîbe, İkazu’l-Himem Şerhu Metni’l-Hikem, s. 127)